BOSNA…

0
23

BOSNA…

İnsan hiç gitmediği bir şehri neden sever ki? Hiç görmediği dağlarını yollarını özler mi durduk yere? Ben sevdim. Hiç tanımadığım insanlarını sevdim. Hiç görmediğim dağlarına vuruldum, hiç bilmediğim yollarını adımlayıp durdum. Ta ki bir eylül vaktine kadar…

Bosna… Savaşın yüzü, içimin yangını, gülen gözlerim, atan yüreğim… Bilirsiniz ki bazı yerlerle tanışmanız asla tesadüf değildir. Tesadüf kelimesi çok basit ve acizce kalır hissedilenler yanında. İnsanlar gibi şehirlerin de ruhu vardır. İnsanlar gibi bazı şehirlere de yüklediğimiz anlamlar vardır. Ben bu anlamları Saraybosna’ya yükledim. Mostar’a, Travnik’e, Jajce’ye…

Kendini hiçbir yere ait hissetmeyen ve yollarda olmayı seven ben, Bosna’da sonsuza dek kalmak istedim.

Bir savaşa tanıklık etmiş Bosna’m. Evler, köprüler, insanlar tanıklık etmiş. Evler bombalanmış, köprüler yıkılmış, insanlar katledilmiş. Nerede acı, elem varsa yere diz çöküp ağlayasım gelir, aşinasız sessiz can verenlere.

Duvarları yüzlerce kurşun iziyle dolu evler hala ayakta ve nefes alıyor tüm yaralarına rağmen. Sabah abiler o evlerde uyanıp işine gidiyor, ablalar pencere önlerindeki çiçeklerine su veriyor. “Hayat devam ediyor” cümlesi sanki bu insanları görüp de söylenmiş gibi. Ben o evlere sarılmak istedim işte. Kurşunla açılmış her bir delikte çiçekler büyütmek istedim. Yoldan geçen her bir insana gülümsedim. Sarılmak istedim ama sarılamadım, gülümsedim ben de.

Varsa imkanınız gidin görün. Baş Çarşı’da sebilin önüne oturun, akıp giden insan seline değsin gözleriniz. Üzerinde Konya yazan tramvayları görünce “Ya hu burası Türkiye kokuyor” diyeceksiniz. Dahası Türkiye’den geldiğinizi insanlara söylediğinizde o yüzlerinde oluşan tebessümü görmek öyle güzel ki. Binalarına dokunun. Yürüyün. Yorulun, soluklanın yine yürüyün yine yorulun. Sırtımda kocaman çanta ile o kadar çok yürüdüm ki sağ ayağımı ayakkabı kanattı sonunda. Ama hiçbir yorgunluğu böyle güzel hatırlamıyorum şimdi. Yine olsa yine yürümek, sokaklarında kaybolmak, yanımda geçip giden her bir insana gülümsemek isterdim. Keşke kötü gibi gözüken her şeyi böyle güzel hatırlayabilsek.

Seyahat ettiğinizde çok daha iyi anlıyorsunuz ki insanlarla anlaşabilmek için mutlaka aynı dili konuşabilmek gerekmiyor. Bazen bir gülümseme sizi kilometrelerce öteye götürebiliyor. Tek kelime İngilizce bilmeyen Boşnak bir abi ile tek kelime Boşnakça bilmeyen ben, çektiğim otostop sonunda Travnik’ten Jajce’ye kadar 67 kilometreyi sadece birbirimize tebessüm ederek bitirdik. Hatta gideceğimiz yere varınca kahve bile ısmarladı canım abim 🙂 Şimdi adını dahi hatırlamıyorum. Sadece gülümseyişi geliyor gözümün önüne. Bir gülümseyiş söylenmemiş onlarca söze nasıl da denk geliyor hayret ediyorum. İnsanları değil başlı başına “insan” kavramının kendisini seven bir insancık olarak, umutla doluyorum. Hayata ve insana dair yeniden tutunacak dal buluyorum.

Şuradan şunu yiyin, şurayı gezin demeyeceğim. Giderseniz yersiniz de gezersiniz de mutlaka. Ben size bir gönle dokunmayı nasihat edeceğim haddim olmadan.

Bir tebessümün peşinden koşun diyeceğim.

Şahit olun.

Savaşa, eleme, kedere karşın hayatta duran binalara ve yüzlere şahit olun.
O kurşun izlerine iyi bakın.
Şu ayak bastığımız yeryüzünde hüznün arkasına gizlenmiş ne cennetler var, onları keşfedin.
Sevin yolları ve dağları. Her ikisi de bir gizem taşır bağrında.
Artık benim için bitimsiz bir anı şimdi.
Diyebilirim ki “bizim de yaşadığımız hayattır be kardeşim”.

Bosna… Şairin “yaşamak geçti başımdan” dediği sensin. Akıp giden hayatta yüreğime şifa olan yalnızca sensin.

Gayrı bizden selam olsun yolu düşecek olanlara.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here