Osmanlı’ya Toplumbilim Giriş Süreci ve Dönemin Aydın-Halk-Devlet İlişkileri

0
22

Osmanlı’ya Toplumbilim Giriş Süreci ve Dönemin Aydın-Halk-Devlet İlişkileri

 

Sosyolojinin Türkiye’ye girişine akademik anlamda baktığımızda 1914 yılında Ziya Gökalp’in İstanbul Darülfünunu’nda kurduğu sosyoloji kürsüsüne dayandırılabilir. Fakat sosyolojinin tarihi bundan çok daha eskilere Tanzimat Fermanının okunmasına kadar dayandırılabilir. Yani yaklaşık yüz yetmiş yıllık renkli ve zengin bir süreci kapsar.

Sosyoloji, doğduğu koşullara bakıldığında, salt akademik bir bilim olarak kabul edilmemiştir. Osmanlı aydınlarınca, sosyoloji, Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu durumdan kurtulması için bir kurtarıcı bilim olarak görülmüştür. Yani dönemin aydınları sosyolojiyi sosyal bir bilim olarak değil, kurtarıcı bir yol bulmak amacıyla kullanmışlardır. Fakat bu aydınların her biri, sosyolog sıfatı taşımasalar dahi, Türkiye’de sosyolojinin gelişmesi açısından önemli rol oynamışlardır. Bu bağlamda bakıldığında Türkiye’ye sosyoloji 1914 yılında tepeden inme bir şekilde gelmiştir demek bir hata olur ve bu hatadan da öte bu uzun süreçte düşün dünyasının önemli isimlerine bir saygısızlık olur.

Sosyolojinin Osmanlı Devleti’ne girdiği süreci anlayabilmek için öncelikle Osmanlı Devleti’nin o dönemki politikalarını ve toplum yapısını incelemek gerekir. Osmanlı Devleti gerilemeye başladığını anladığı andan itibaren batılılaşma düşüncesini benimsediğini biliyoruz. Osmanlı Devleti batılılaşmaya askeri ve siyasi alanda başlamıştır. Askeri alanda orduyu ve diğer güvenlik kurumlarını yenileme çabalarını ve modern askeri amaçla mühendishanelerin kurulduğunu görüyoruz. Siyasi anlamda ise batılı bürokrasi benimsenmiştir. Fakat batılılaşma sadece siyasi ve askeri alanda kalmamıştır. Batılılaşmanın bir diğer ayağı da eğitim olmuştur. Modern anlamda açılmış okullar bu dönemi kapsamaktadır. Yenilikçi fikirler bu okullardan çıkacak ve Osmanlı düşün dünyasını oluşturacaktır. Bu dönemde Encümen-i Daniş kurumu batılı eserlerin çevirisini üstlenmiş ve bu fikirler Osmanlı’ya aktarılmasını sağlamıştır. Eğitim alanında ki bir diğer çalışma Fransa’ya öğrenciler yollamaktır. Fransa’ya giden öğrenciler batının her anlamda etkinliklerini gözlemleyecek ve bunları Osmanlı Devleti’ne uygulayacaktı. İşte bu Fransa’ya giden öğrenciler Osmanlı’ya sosyolojiyi getirmişler ve Osmanlı’ya uygun olacak biçimde entegre etmek için uğraşmışlardır.

Batıyla kurulan ve giderek artan bu ilişkiler devletin ve toplumun birçok kurumuna ve organına nüfus etmiştir. Bu dönemde Osmanlının geleneksel yapısı terkedilmemiş ve aynı zamanda batının yenilikçi fikirleri benimsenmiştir. Bu durum da ‘’ Tanzimat İkileşmesi ’’ kavramını ortaya çıkarmıştır. Batıdan gelen bu fikirleri olduğu gibi Osmanlı toplumuna aktarmanın mümkün olmadığını düşünen Osmanlı aydınları bu aktarımı edebiyat ile yapmaya karar verir. Bu yüzden birçok aydın yazın dünyasına da yoğunlaşmıştır. Amaçları batıdan geleni halka aktarmak olduğu için dilde sadeleşme hareketlerini savunmuşlardır. Ve bu dönemde en önemli araç gazete olmuştur.

Bu dönemde aydınların istek ve amaçları da oldukça önemlidir. Aydınlar temel olarak liberal anayasa, meclis ve diğer meclis organlarını istemektedirler. Bu amaçlarına kısmen de olsa ulaşabilmişlerdir. Bu dönemde sarayın siyasi otoritesi sınırlandırılmış, yeni bir askeri ve sivil bürokrasi oluşmuştur. Bu değişimler zayıf da olsa ‘muhalefet’ ve ‘kamuoyunun’ oluşmasını sağlamıştır. Aydınların temel amacı devleti kurtarmak olduğu için topluma ve devlete zarar verebilecek her türlü fikir akımından uzak durmuşlardır. Bu dönemde düşünürler aydın-halk ikiliğine de karşı çıkmışlardır ama bu konuda başarılı olamamışlardır. Bu ikiliğin en önemli sebeplerinden birisi Osmanlı toplumumun muhafazakâr yapısının batılı yeniliklere ters düşmesidir.

Tanzimat’la başlayan ve -yukarıda da belirttiğim gibi- 1914 yılında Ziya Gökalp’in ilk sosyoloji kürsüsünü kurmasıyla son bulan bu uzun süreci ‘ön sosyoloji’ kavramıyla kavramsallaştırabiliriz. Ön sosyoloji kavramı, Osmanlı aydınları arasında sosyolojik düşünme tarzının bir anda ortaya çıkmadığını, belirli bir birikimin sonrasında geliştiğini ima eder.(Özcan 2014:61) Tüm bu sürece bakıldığında, sosyoloji, sadece bir meslek veya kişilerin entelektüel görünme çabalarının ötesinde topluma şekil veren ve kurtarıcı bir bilim rolünde kabul edildiğinde görebiliyoruz.

 

 

KAYNAKÇA

Özcan, Ufuk (2014). ‘’XIX. Yüzyılda Türkiye’de Ön-Sosyoloji ve Başlıca Temalar’’. Türkiye’de Sosyoloji: 55-74.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here