KUŞAK ÇATIŞMASI

0
9

3 KUŞAK ÜZERİNDE OYUN VE OYUNCAK ALGISININ DEĞİŞİMİ

Oyun ve oyuncak kavramları, temelde bakıldığında çocuk için, çocuğun vakit geçirmesini ve eğlenmesini sağlayan nesneler ve aktiviteler olarak görülebilir. Fakat bu çalışma, oyun ve oyuncağın arka planında yatan temaları ve imgeleri irdelemeyi amaçlayan bir çalışmadır. Bu bağlamda bakıldığında oyun ve oyuncağın birden fazla tanımının olduğunu görüyoruz. İlk olarak oyunun Türk Dil Kurumu sözlüğündeki anlamına baktığımızda; yetenek ve zeka geliştirici, belli kuralları olan, iyi vakit geçirmeye yarayan eğlence anlamında olduğunu görüyoruz. Oyunun bir diğer tanımına bakıldığında, oyun, çocuğun hiçbir dış baskı etkisinde kalmadan kendi isteği ile giriştiği tüm etkinliklerdir.(Egemen, Yılmaz, Akil, 2004) Oyuncağın Türk Dil Kurumu sözlüğündeki anlamına baktığımızda ise, oyun aracı şeklinde tanımlandığını görüyoruz. Oyuncağın daha detaylı bir tanımına baktığımızda ise, çocuğun hareketlerine düzen getiren zihinsel, bedensel ve psiko-sosyal gelişimlerini etkileyen, biçimlendiren ve düzenleyen, yaratıcı yönlerini ve hayal güçlerini geliştiren, yeteneklerinin ortaya çıkmasını destekleyen her tür oyun malzemesi(Özyürek, Tezel Şahin, Gündüz, 2018:2) şeklinde tanımlandığını görüyoruz. Bu tanımların ve burada yer almayan bu konuyla alakalı diğer tüm tanımların temelinde yatan isimlerin John Huizinga, Rubin, Fein ve Vandenberg’in çalışmalarının yer aldığını söyleyebiliriz.(Tuğrul, Ertürk, Özen Altınkaynak, Güneş, 2014:2)

Bu çalışma kapsamında 3 kuşağı temsilen her kuşaktan birer katılımca seçilmiş ve oyun ve oyuncak kavramlarının tarihsel değişimi incelenmiştir. Bu araştırma verileri sonucunda fark ediliyor ki kuşaklar değiştikçe elde edilen verilerin boyutları da değişmektedir. Birinci kuşak katılımcımın aktardığı veriler gösteriyor ki o dönemde oyunu ve oyuncağı etkileyen en büyük olgu sosyo-ekonomik olgudur. Maddi sıkıntılar sonucunda erken yaşta çalışmaya başlama, oyuncak bulunamaması ve bulunsa dahi alınamaması o dönem çocukların oyun ve oyuncak anlayışlarını etkileyen en büyük etkenlerdir. İkinci kuşağa gelindiğinde ise ekonomik olumsuzlukların görece aşılmış olduğu görülür. Bu donemde ailenin de çocuk ile beraber oyuna katıldığı görülür. Aile, çocukların oyunuyla daha ilgili ve bire bir katılımlarının söz konusu olması sebebiyle daha ılımlı bir yapıya bürünmüş diyebiliriz. Üçüncü kuşağın ise ilk iki kuşaktan tamamen farklı bir sosyo-kültürel yapıda yetiştiği görülür. Teknolojinin gelişmesiyle değişen oyun alışkanlıkları artık sokakta değil evde devam eden bir etkinlik halini almıştır. Bu dönemde oyuncak kavramı da bir değişim geçirmiştir. Maddi sıkıntıların azalmasıyla ve oyuncağın çeşitliliğinin artıp çoğalmasıyla beraber oyuncağın değeri çocuğun gözünde düşmüştür.

Toplumsal arka planları düşünüldüğünde oyun ve oyuncak kavramlarının irdelenmesi sosyoloji alanında önem teşkil etmektedir. Bu konu üzerine yapılan çalışmaların ağırlıklı olarak psikoloji ve çocuk gelişimi alanlarınca yapıldığı görülmektedir. Bu çalışmada ise, oyun ve oyuncak kavramlarının sosyolojik arka planları üzerinde durulmuş ve bu kavramların üç kuşaktaki değişimlerini anlamak amaçlanmıştır.

Bu araştırma oyun ve oyuncak algısının üç kuşak üzerindeki değişim nedenlerini ve boyutlarını anlamak amacıyla yapılmıştır. Bu araştırma nitel araştırma tekniklerinden olan sözlü tarih uygulaması ve yarı yapılandırılmış mülakat ile gerçekleştirilmiştir. Bu uygulamalara ek olarak literatür taraması ve  ilgili kaynak okumaları yapılmıştır.

Verilerin toplanmasında yarı yapılandırılmış sözlü tarih yöntemi uygulanmıştır. Araştırma üç kuşağı temsil eden katılımcılar kendi aile bireylerimdir. Yaşları birinci kuşağın 70, ikinci kuşağın 46, üçüncü kuşağın 14’tür. Görüşmelerin hepsi 2 Aralık 2018 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler birinci kuşak katılımcısıyla 27 dakika ikinci kuşak katılımcısıyla 20 dakika ve üçüncü kuşak katılımcısıyla 6 dakika sürmüştür. Katılımcılar üzerlerinde baskı olmaması ve yönlendirici olmamak adına görüşmeler sohbet havasında ve bire bir gerçekleştirilmiştir. Görüşmeleri ev ortamında yaptım ve bunun bazı dezavantajları olduğunu gördüm. Katılımcılarla bire bir ve özel olarak çalışsam da görüşme sırasında odaya başkalarının girmesiyle ara ara görüşme bölünmek durumunda kaldı.

Araştırmada benimsediğim metot yorumlayıcı yaklaşım çerçevesinde şekillenmiştir. Weber’e göre sosyal bilimin bir amacı bulunan toplumsal eylemi incelemesi gerektiği(Neuman.2016:130) fikrini barındıran bu yaklaşımın, bu araştırmayı anlamada ve yorumlamada yararlı bir bakış açısı sunduğunu düşünüyorum.

Bu araştırma kapsamında yapılmış olan mülakatlar sonucunda elde edilen veriler, daha önce belirlenmiş temalar bağlamında yorumlanmıştır. Oyun ve oyuncağın üç kuşak üzerindeki değişimini anlamak amacıyla yapılan bu çalışmada üç farklı kuşaktan birer katılımcı seçilerek gerçekleştirilmiştir. Birinci kuşak katılımcı 70 yaşında bir erkektir. Çocukluğu 1950’li yıllarda Soma’da geçmiş. Ekonomik sıkıntılardan dolayı erken yaşta çalışmaya başlamış. Erken yaşta çalışmaya başlamasına rağmen akran ilişkileri ve sokak kültürü oldukça iyi. İkinci kuşak katılımcı 46 yaşında bir kadındır. Çocukluğu 1980’li yıllarda Soma’da geçmiş. Akran ilişkileri ve sokak kültürü oldukça iyi. Üçüncü kuşak katılımcı 14 yaşında bir kadındır. Çocukluğu 2010’lu yıllarda Soma’da geçmiş. Akran ilişkileri ve sokak kültürü yok. Teknolojiyle beraber gelişen sanal dünyayı benimsemiş.

Daha sonra üç kuşağında yaşadığı çevrelere bakmamız gerekir. Üç kuşakta Manisa’nın Soma ilçesinin farklı mahallerinde büyümüştür. Yaşadıkları dönemlerde ilçeye baktığımızda birinci kuşak için küçük ve gelişmemiş bir ilçe, ikinci kuşak için küçük fakat gelişmekte olan bir ilçe, üçüncü kuşak için ise bir ilçe için göreve büyük ve gelişmiş bir ilçe olduğunu görmekteyiz. Nüfus yoğunluğunun da gelişmişlik düzeyiyle paralel olarak arttığı görülmektedir. İlçenin üç kuşağın dönemi için de geçim kaynağı ağırlıklı olarak kömür madenleridir.

İlk olarak birinci kuşağın oyun ve oyuncaktan ne anladığına bakarsak onun için oyuncak kendisinin yaptığı ve oyun oynarken kullandığı her şey olduğunu görürüz. Oyun ise sokakta arkadaşlarıyla geçirdiği zamanının anlaşıldığını görürüz. Birinci kuşaktan alının verilere bakılırsa onun çocukluğunda kendisinin ve çevresinin ekonomik sıkıntılar yaşadığı görülür. Evdeki bu ekonomik sıkıntılar çocukların oyun yaşantısına da direkt bir etkide bulunmuştur. Oyuncak, onlar için satın alınan bir şey değildir çünkü onlar oyuncaklarını her zaman kendileri yapmışlar. Mülakat sırasında kendisine sormuş olduğum ‘‘ Sünnetinde hiç oyuncak getiren oldu mu? ’’ sorusuna ‘‘ Ne oyuncağı. Oyuncak pahalı bir şey herkes alamıyor zaten. Oyuncak almaya komşularında parası yok. ’’ cevabı bu durumu açıklayan bir örnektir. Bu duruma tek sebep de kendi maddi sıkıntıları değildir. O dönemde çevre il ve ilçeler de dahil olmak üzere oyuncak bulunamayışı da onların oyuncağa ulaşmasını zorlaştıran bir etkendir. Birinci kuşak katılımcısı o dönemde mahallerinde sadece bir çocuğun oyuncağı olduğundan bahsetti. Bu durumun sebebini de büyükşehirden gelmiş varlıklı bir ailenin çocuğu olmasından dolayı olabildiğini belirtti. Birinci kuşak döneminde görülen bir diğer nokta ise erken yaşta çalışılmaya başlanmasıdır. Birinci kuşak katılımcısı oynamaya başladığı yaşının 6 olduğunu söylemişti. 9 yaşında ise çalışmaya başlamış. O dönemde kendi ailesinde ve çevresinde bu durumun oldukça yaygın olduğu görülüyor. Fakat sokakta geçirdiği 3 yıla baktığımızda çok dolu dolu geçtiği görülüyor. Anlattığı hikayelere, oynadığı oyunlara, yaptığı oyuncaklara baktığımızda zengin bir oyun ve oyuncak kültüründen bahsedebiliriz.

İkinci kuşağa baktığımızda ise birinci kuşakla arasında büyük benzerlikler olduğunu görürüz. Oyundan ve oyuncaktan anladıklarının büyük ölçüde aynı olduğunu söyleyebiliriz. Aralarındaki fark ikinci kuşak için oyuncağa ulaşması birinci kuşak kadar imkansız bir hedef olmamasıdır. Oyuncak hala pahalı bir şey olarak görülüyor fakat piyasada oyuncakların artmasıyla oyuncak görece daha yaygın ve alınabilir bir nesne haline gelmiş. Fakat oyuncakların artması sokaktaki oyunu etkilememiş. Hala sokakta oyun yaygın ve sokakta kendilerinin yaptıkları oyuncaklarla oynamaya devam ediyorlar. Yani oyuncak sokağa karışmış bir kavram değil. İkinci kuşakta göze çarpan bir diğer detay, ailenin çocukla vakit geçirme alışkanlıklarıdır. İkinci kuşak katılımcım babasıyla bisiklet bindiğini ve babasının ona uçurtma yapıp beraber uçurduklarını, annesinin ise ona bebek aldığını anlattı. Birinci kuşakta böyle bir durum yoktu. Birinci kuşağın aile ilişkileri bu bağlamda daha sınırlıyken  ikinci kuşakta oyuna dahil olan bir aile yapısı görebiliyoruz.

Üçüncü kuşağa geldiğimizde ise diğer iki kuşaktan çok farklı olduğunu görüyoruz. İlk olarak onun için oyunun, evde yapılan bir etkinlik olduğunu görüyoruz. Üçüncü kuşak katılımcımın söylemiş olduğu olduğu ‘‘ Küçükken evde teyzemlerle oynardım.’’ cümlesi üzerine ‘‘O oyunları sokakta oynamak ister miydin?’’ sorusuna ‘‘ Hayır.’’ cevabı bu duruma bir örnek teşkil etmektedir. Daha sonra ‘‘ Hiç sokakta oynadın mı?’’ diye sormam üzerine ‘‘ Evet ama şu zamana kadar dört ya da beş kere oynamışımdır.’’ cevabı da bu kuşaktaki çocukların sokakta oyun oynama alışkanlıklarının zayıfladığını gösteriyor. Bu kuşakta oyuncak kavramı da önemini yitiren bir kavram. Önceki kuşaklarla maddi imkanları karşılaştırıldığında çok büyük bir fark olmamasına rağmen üçüncü kuşağın döneminde oyuncak daha ulaşılabilir bir hal aldığı için çok fazla oyuncağa sahip olma durumu görülüyor. Artık oyuncak ulaşılamaz bir meta değil bu yüzden oyuncağa bir doygunluk söz konusu. Üçüncü kuşaktaki bir diğer farkın ise –ki tüm bu kırılmaların başat sebebi olduğunu düşünüyorum- teknolojik gelişmeler olduğu görülüyor. İlk iki kuşak ile olan görüşmelerimde teknoloji ile alakalı herhangi bir şeyden bahsedilmezken üçüncü kuşakta teknolojinin onun hayatında oldukça yer tuttuğu görülüyor. Oyun oynamak artık telefon, bilgisayar gibi sanal ortamlara aktarılmış ve bu sanallık durumu da dolaylı olarak çocukların sokakla bağını kesen bir olgu halini almış durumda.

Üç kuşağa bir arada baktığımızda ise okulun üç kuşak içinde aynı etkiye ve anlama sahip olduğunu görüyoruz. Birinci kuşak katılımcım ilk okulu bitirdikten sonra dönemin şartları gereği okulu bırakmış. Bu beş yıllık okulun onun hayatının oyun ve oyuncak boyutlarında bir etkisinin olmadığını kendisi belirtmiştir. İkinci kuşak katılımcım için de aynı durum söz konusu. Orta okulu bitirdikten sonra kendi isteğiyle okulu bırakmış. Fakat bu sekiz yıllık süreç hakkında herhangi bir anısı dahi bulunmuyor. Üçüncü kuşak katılımcım da okulun oyun hayatına bir katkısı olmadığını, okuldaki vaktini arkadaşlarıyla konuşarak geçirdiğini belirtti. Bu verilere baktığımızda okulun, çocuğun oyun hayatı üzerindeki etkisinin kısıtlı olduğu görülüyor.

Sonuç olarak, üç kuşaktan elde ettiğimiz veriler ışığında söyleyebiliriz ki, birinci ve ikinci ile üçüncü kuşak arasındaki fark, Türkiye’deki oyun ve oyuncak anlayışının kökten değiştiğini göstermektedir. Her ne kadar birinci ve ikinci kuşaklar arasında oyuncağa erişmek anlamında ufak farklar görülüyor olsa da, oyun ve oyuncağa yüklenen anlamlar bağlamında birbirine oldukça benzer olduklarını görüyoruz. Fakat üçüncü kuşağa gelindiğinde oyunun evle sınırlı kaldığını ve oyuncağın değersiz bir nesneye dönüştüğünü görüyoruz. Buradaki bu farkın sebeplerini yaşanılan ilçenin gelişmesi, teknolojinin gelişmesi ve maddi imkanların görece daha iyi olması şeklinde sıralayabiliriz.

KAYNAKÇA

EGEMEN, A., YILMAZ, Ö., AKİL, İ., (2004) Oyun oyuncak ve çocuk. Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi, 5, 39-42

NEUMAN. W.L., (2016) Toplumsal araştırma yöntemleri nitel ve nicel yaklaşımlar Ankara: Yayınodası

ÖZYÜREK, A., TEZEL ŞAHİN, F., GÜNDÜZ, Z., (2018) Nesilden nesile kültürel aktarımda oyun ve oyuncakların rolü. Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 27, 1-12

TUĞRUL, B., ERTÜRK, G., ÖZEN ALTINKAYNAK, Ş., GÜNEŞ, G. (2014) Oyunun üç kuşaktaki değişimi. The Journal of Academic Social Science Studies, 27, 1-16

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here