CUMHURİYET TARİHİ SOSYOLOJİ EKOLLERİ

0
12

Cumhuriyet Dönemi Sosyoloji Tarihinin İki Önemli Ekolü:

                                    İstanbul Ekolü ve Ankara Ekolü

Sosyoloji bilimi 1914’te İstanbul Darülfünun’da kurulan kürsüsü ile akademik kimliğini kazanmıştı. Bu dönem sosyoloji kürsüsünün kurucusu olan Ziya Gökalp ile Prens Sabahaddin’in yöntem ve ideoloji farklılıklarından kaynaklı çekişmelerine seyirci olmuştur. Fakat ülkedeki siyasi yapılar gereği 1914-1923 yılları arasında kabul gören sosyolog ve ideolog olmuştur. Bu döneme bu denli nüfuz eden Ziya Gökalp aynı zamanda Cumhuriyetin de kuruluş ideolojilerinin temelini oluşturuştur. 1923-1940 yılları arasında ise Ziya Gökalp’in sosyolojisi kabul gören tek ekol olarak etkinliğini sürdürmüştür. Fakat 1939 yılının sonlarında farklı bir sosyoloji anlayışı ortaya çıkmış ve Türk sosyoloji tarihine yeni bir soluk getirmiştir.

Ankara Ekolü

1939 yılında Ankara Üniversite Dil Tarih Coğrafya Fakültesi akademisyenleri olan Niyazi Berkes, Behice Boran ve Mediha Berkes Amerikan sosyoloji anlayışını benimseyip Türkiye’ye getirmişler ve Türkiyede’ki tek sesli sosyolojiye farklı bir soluk getirmişlerdir. Aldıkları eğitim sonucu sosyolojiye sosyal antropoloji ve sosyal psikolojiyi dahil etmişlerdir. Ekolün temel konuları ekonomi, şehir, endüstri ve köy sosyolojileri olmuştur.

Ekolün görüşlerinin temellerine bakacak olursak Kara Avrupasının sosyoloji anlayışını reddeder ve Amerikan sosyoloji anlayışını benimser. Ekole göre Türkiye batılılaşmalıdır. Batılılaşmadan kasıt ise amerikanlaştırmadır. Ve aynı zamanda batılılaşma ile evrenselliği de bir tutarlar. Bu durumun asıl sebeplerinden biri Amerika’nın çok uluslu toplum yapısını Türk toplum yapısına uygun görmeleridir. Bu görüş bağlamında ırkçılığı kesinlikle reddederler. Onlara göre önemli olan “farklı ırkları meydana getirdiği toplumu nasıl daha ileriye taşıyabiliriz?” sorusudur.

Ekolün Kara Avrupası ve özellikle Fransız sosyolojisini eleştirdikleri bir diğer nokta makro sosyoloji yapmalarıdır. Bu sosyoloji anlayışlarının toplumun tüm sorunlarını tek bir kuram bağlamında açıklamalarını eleştirmişlerdir. Ankara Ekolü düşünürlerine göre toplum daha küçük parçalarda incelenmelidir. Bu görüşleri sebebiyle de özellikle köy sosyolojisi üzerine çalışmışlardır.

Köy sosyolojisi yanında şehir sosyolojisi üzerine de çalışırlar. Çünkü ekole göre “batı medeniyeti şehirli medeniyetidir”.(Kaçmazoğlu 1990) Sanayileşmenin şehirleşmeden geçtiğini düşünürler. Tarımda ileri teknolojiler kullanarak tarımsal üretimi arttırmayı ve köyden kente göçü destekleyip tarımsal devrim ile sanayi devrimini bir arada gerçekleştirmeyi amaçlarlar. Sanayileşmeyi de sadece refah seviyesini arttıran bir araç olarak değil sosyal yapıyı ve milletler arası ilişkileri değiştiren bir araç olarak görürler.

Ekolün Türk tarihi ve toplum yapısı hakkındaki bilgilerinin yetersiz oluşu ekolün eleştirilen yönlerinin başında gelir. Yaptıkları çalışmalar durum tespitinden öteye gidememiştir. Özellikle tarihsel bakış açılarının zayıf olması çok eleştirilmiştir.

İstanbul Ekolü

Bu ekolün önde gelen isimlerini Hilmi Ziya Ülken, Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, Nurettin Şazi Kösemihal oluşturmaktadır. 1914’de İstanbul’da kurulan kürsünün devamını teşkil etmektedirler. Bu ekol Ziya Gökalp’in fikirlerinin etkisi altındadır. Ekolün temel konuları sanat, edebiyat, din sosyolojileri ve idari/politik konulardır.

Ekolün sosyoloji anlayışı Fransız kaynaklı ve felsefi ağırlıktadır. Ağırlıklı olarak geleneksel sosyolojiye bağlıdırlar. İstanbul Ekolü de Ankara Ekolü gibi batılı bir sosyolojidir. Sosyolojileri daha çok teorik içeriklidir.

Tarihsel süreçleri incelemeleri ve sosyolojilerine dahil etmeleri önemli farklarından biridir. Bu nedenden ötürü evrimci bir sosyoloji anlayışları olduğunu söyleyebiliriz.

Batıyı evrensellik ile eş görürler. Batı medeniyetinin kaynağına ise Fransız Devrimini koyarlar. Fransız Devrimini, evrimsel bir süreç olarak görürler ve bu süreci inceleyerek Türkiye’ye uyarlamayı amaçlarlar.

Ekolün düşünürlerinden Hilmi Ziya Ülken’e göre sosyolojinin usulü kendi mevzuunu işlerken kendi hususiyetlerine göre doğacaktır. Yine Hilmi Ziya Ülken’e göre, toplumsal olaylar iki yoldan incelenebilir: (a)Doğrudan doğruya gözlemleyebileceğimiz ve tekrarlanan değişmeler. (b)Detaylı gözlemle kavradığımız ve tekrar edilemeyen şeyler.

İstanbul ekolüne getirilen eleştirilere baktığımızda ekolün, bilimi ve sosyolojiyi elitist bir tavırla yorumlamalarının ve gündelik sorunları bir kenara bırakmalarının eleştirildiğini görürüz. Bu tutumları onların sosyolojilerinin felsefeye yaklaşmasına neden olmuştur.

 

 

KAYNAKÇA

Kaçmazoğlu, H. Bayramoğlu (1991) ‘’1940-1950 Tarihleri Arasında Türk Sosyolojisi’’. Sosyoloji Dergisi 3. Dizi 2. Sayı

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here