SEN BİLME YANARSIN

0
34

Konuşmuşum. Ağzımda bir şeyler gevelemişim. Sonra tutulmuş kalmışım o anda. Ben çok konuşmuşum hakikaten. Bu yaptığım boşunalık yüzünden artık yorgunum. Kağıtla çok konuşmuşum. Ağaçla ve yaprakla çok konuşmuşum. Kediyle çok konuşmuşum. Kaldırımla ve duvarlarla da aynı şekilde. Çiçeklerle de çok konuşmuşumdur. Bahçelerle bilhassa. Tohumdan gelen ne varsa hepsiyle konuşmuşumdur belki. Arkadaşımla çok konuşmuşum. Annemle, ablamla çok konuşmuşum. Gökyüzüyle ve beyaz bulutlarla çok çok konuşmuşum. Hele tanrıyla öyle çok konuşmuşum ki… ellerimle ve göz kapaklarımla ağlar gibi konuşmuşum. Şiirlerle ve kelimelerle fısır fısır konuşmuşum. Çarşı pazarla sıkılgan konuşmuşum. Kalabalıklarla konuşmamışım. Kalabalıkların içinde sen varmışsın. Sen kalabalıklardan yanasın. Benim yalnızlığımdan yana değil. Seninle ne diye konuşacakmışım. Kendimle çok konuşmuşum. Ve kırmışım kendimi. Belki de seninle bu yüzden konuşmamışım. Kırılsan ne olacaktıysa sanki… sırça bir hayaldir seninkisi. Bense boyuna boşuna konuşurum. Ne dedim acaba sıkılgan çarşıların ortasında güzel bir ağaca “N’aber gözümün nuru?” demekten başka? Allah bilir, neler dedim… Sen bilme, yanarsın.

Sen bilme, ben bilirim yerine. Senin yerine sevdiğim gibi aşkı. Aşka senin yerine cesaret ederim. Hem ben aşkla da çok konuşmuşumdur. Âh, ne çok dertleşmiş, kavgalar etmişizdir. Kırıcı olmuştur çoğu zaman. Pek tutamaz dilini. Gündelik hayatta dirençli ve inatçı biriyken hep mahzun ve suçlu bir çocuk gibi olmuşumdur onun karşısında. Halbuki kırıcı olan oydu. Seni de kırmış mıydı böyle? Zannetmiyorum. Yoksa sen de gelip beni kırmazdın. Yaralarımız aynı olsaydı beni yaralamazdın. Fakat konuşmamışsın onunla işte. Tartışmamışsın dahi. Ardından hıçkırarak ağladığın kavgalarınız olmamış. Ben ne çok konuşmuştum oysa ikinizle de. Âh, o sarf ettiğim her kelime için günün beş vaktinin her soluğunda kahroluyorum. Ben ne çok kelimeyi böyle böyle hiç etmişim…

İnancımın ayak bileklerine dikenler sarmışsın. Hatırana doğru yürümek istese kanlar süzülüyor dermanı çekilmiş kırılasıca kemikleri üzerinden. Kırmışsın. Ellerini ve ayaklarını ruhumun. Senin aşk sandığın şey doyumsuzluğunun, kör iştahının vahşetiymiş.
Gözümden akacak yaşım kalmadıysa da bunları ruhumun gözyaşları eşliğinde yazarmışım. Ben sana yetemeyecek kadar azmışım. Sen benim ülkemde anlaşılmayan bir lisanın eskimiş bir kelimesiymişsin. Hissetmiştim bir kırıklığı anlattığını fakat anlattığın aldanmakmış. Anlamını sağladım. Ben her anlamı sağlarmışım. Ruhum bir lügatın sonsuz ölümünden dirilmiş. Hayatı yaşadım zannederken sen içimdeki her kelimeyi bir bir kullandığında ölmüşüm. Bu ölümümle seninle konuştuğumdan çok konuşmuşum. Belki de bu yüzden sonunda onunla uzlaşmışım.
Nefes alıyor musun aldandıktan sonra sana ben? Al. Al tabi. Elbette yaşa sen. Elbette yaşamalısın. Sen de başkasına aldanmalısın. Öyle güzel oluyor ki… bir aldansan. Anlarsın.
Bir bahçe birden yanı veriyor. Güllerin kırmızı yapraklarından kıpkırmızı alevler yükseliyor.
Kan akıyor gibi ateşin damarlarından, yanıyor her çiçek kanayarak, kana kana sana. Toprağa alev damladıkça çamurlar akıyor adımlarının geçtiği yerlerden. O çamurların en kavruk yerinden bir şair yaratılıyor. Kahroluyor şair bu yangının şiirini yazarken. Sen yok oluyorsun. Kendi kahrının yangınıyla yanan bir ağaç gibi ruhun, gövden. Bahçemin güzide, nazenin ağacı ateşe nasıl dokundun böyle? Ben bu sonla da çok konuşup uzlaşmaya çalışmıştım. Fakat sen bu sonla daha çok konuşmuşsun. Bu sona koşmuşsun.
Bendeki korkulan yokluğunla nasıl da el ele tutuşmuşsun! O güzel ellerin kırılsın.
Bir aşkın önünde eğilmeyen belin kırılsın. Ben kahroldum önünde bu sevdaların , iki büklüm oldum, rezil rüsva oldum. İnancımdan oldum; beni kurtaracak kervana katılmaktan vazgeçip, çölüne mabetler kurdum aşkın. Fakat senin gökkubben başına yıkılsın içindeki en ufak bir şüphede.

İşte böyle konuşmuşum. Beni duymayacak biriyle. Kulaklarında korkunun dikenleri varken benim kurşuna dönüşmüş sözlerim asla yaralayamaz seni.

Ben yok yere dövüşmüşüm. Er meydanı değilmiş ayağını bastığın yer. Her meydana aynı boş dilekle gider ve lüzumsuz bir ‘âh’ la geri dönermişsin sen. Bunun sevmekle alakası yok gözümün nuru. Seni kandırmışlar, sen de kanmak için yalvarmışsın.
Peki ben, nasıl aldandım? Madem öyle?
Seven, aldanır. Bu kahreden bir kuraldır. Fakat sen? Sevmeden aldanan, inançsız ölen gibidir inanan bir aşığın hükmünde. Mekanın şurası olsun diye bir dilekte bulunamıyorum. Tanrı seni affetsin.

Ben, meğer yine kendi kendime konuşmuşum.
Bahçeme yangın değil, seni yağmur sanmıştım. Ne bahçe kaldı ne bir sanrı ne bir zan…Apaçık ortada yalan bir beyanı olduğun kavga edip durduğum aşkların. Yine yenildim.
Yenilmek için konuşmuşum.
Susar mıyım artık? Asla.
Ben konuştukça sen kahrolasın.

Asel Lida
Sen bilme Yanarsın

15 Kasım 2018

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here