Bu, yalnızca bir denk geliştir sevgilim. Şimdi burada ispat edilecek tek şey kırık beyaz elbisesiyle hüzünle yıkanmış bir kaderdir. Hüznün ve tebessümün, acı ve asıl olanla yüzleşmesidir şu anda gözünün önünde duran. Ve akabinde sana bir ütopyadan bahsedeceğim buğulu sesim ve kanayan kelimelerimle. Okurken beni duy; hatırlıyorsan sesimi.

“Burada hep sönüktür yıldızlar

Burada melekler hep ağlarlar

Burada sümbülteber çiçeğinin tomurcukları

Çöl dikenlerinden daha değersizdirler.”

demiş iki gözümün hüznü Füruğ. Neresi orası Hüznüm!? Öylesine hissediliyor ki farklı değil buradan. Belki de acın acısından tüm kadınların. Orası her neresiyse şimdi her yeri böyle değil mi dünyanın?

Kuzey Afrika’nın sahrasından bir itiraz yükselecek olsa bu sitemlere, sizin de anlamlandıramama yönünde nasıl bir itirazınız olurdu? Olurdu biliyorum. Ve isterdim dinlemeyi. Bir ütopyanın çelimsiz bir topluluk tarafından gerçekleştirilmiş olduğunu gördüğünüzdeki kıskançlığınızı ve acizliğinizi.  Doğrusu öğrendiğimde, kıskanmaktan kendimi alıkoymak istediğimde aciz olduğumu da o nebzede hissettim. Sadede gelmek lazım geliyor artık. Bunca hayıflanmadan sonra cümlelerin istiridye kabuklarından bahse konu inciyi çıkarmak lazım. Çölün ortasında kendi yüzünü örten, kadınlarının yüzleri güzel olduğu için onları özgür bırakan ve son sözü de güzellikleriyle bir onlara bırakan sahranın mavi adamlarından bahsetmek lazım mı? Çok ağır mı? Kim bunlar ve nerede orası? Kaç çağın ilerisinde ve kimine göre kaç kabulün ret kapısının eşiğinde?

Niye böyle alengirli benim sorularım? Çünkü bahsederken dahi hayret içerisindeyim. Acizim. Çoğumuz gibi. Sahranın ortasında, Cezayir’in, Libya’nın,Mali’nin ve daha birkaç ülkenin orta yerinde bir topluluk olsun, Batı’da, Ortadoğu’da, herhangi bir Doğu’da ademin havvası inim inim inlerken ‘Tanrı’nın terk ettiği’ bu insanlar kendilerine bu ismi takıp (Tuareg, tanrının terk ettiği  manasında) kadınlarına da son sözü bıraksınlar. (Son sözden kasıt emir değil sadece. Bu bizim sığlaşmış idrakimizde böyle. Son söz, denen şey üstüne söz söylenmesi men edilmiş kutsal bir kelime değil, cancağızım. Dinlenilip üzerine saygı çiçeklerinin dikildiği bir toprak.)

Ve sonra çöllerde bir ütopyayı peçelerinde taşıyarak, başka coğrafyalarda kadınların evlilik mefhumunun bırakın  bir şiiri beğenip beğenmeme lükslerine bırakılmasını, belki de erkeği beğenip beğenmemeleri sorulmadan başkalarının eline bırakıldığını bilmeden ve bu bağımsızlıklarını kendilerine,özgür adam manasında, “İMUHAR” deyip mühürleyen bu topluluk, bizi peşinden sürüklemez mi sahranın orta yerine? Sürükler. Utandırıp, kızdırarak, öfkelendirerek hatta, yerin dibine sokarak belki de. İmuhar’ın zıddını çevirebilseydik bir berberi dilinden kendi dilimize, biz de kendimize o ismi takardık. Ve sonra ağlar mıydık kahkaha mı atardık…

Tuaregler, bize imuhar ismini hediye eden bu insanlar, Afrika kıtasında dünya üzerindeki tüm isyanlardan arınmış bir şekilde yaşıyorlar. Kuzey Afrika Berberilerinin bir kolu bu topluluk. İsimlerini, katı inanışlardan uzak durdukları için ve İslamiyet’e dönmekte geciktikleri için Tuareg koymuşlar. Aslında bu adlandırma bolca hüzün, serzeniş ve isyan barındırıyor. Çünkü adetlerinden dolayı İslam dünyası tarafından kabul görmüyorlar.(Şaşırmadığınızı biliyorum. Ben de şaşırmadım.)

Ve elbette ki imuharların arkasından sürüklenmemiz, bizim bizi boğan ataerkilliğimizin tam zıddı bir şekilde -ve alışkın olmadığımız şu kelimeyle- ANAerkil olmaları. Evliliğin de boşanmanın da kadının hür iradesine bırakıldığı, eğer kadın evlenmeye karar verirse erkekten kendisini etkileyecek bir şiire kararını bağladığı, hatta boşanmak istediğinde kadına kendi ailesinin partiler düzenleyip tabii ki yüzüne tükürmediği, çöldeki kumlar üzerinde dolaşan ayaklarının arkasından zarif bir ütopyayı sürükleyen bir topluluk. Kusura bakmayın abartıyorum ama abartmalıyım.

Nüfusları yaklaşık 1,5 milyon. Dinlerinin İslam olduğunu bir sitemle belirtmiştik. Bazı kaynaklarda animizm de inançları içerisinde ele alınmış. Animizm ise her nesnenin bir ruhu olduğunu ya da bir ruh tarafından yönetildiğini kabul eden yani her şeyde bir amaç, bir şuur, yani bir ruh olduğunu kabul eden bir sistem. Tuareg erkeklerinin peçeli olmalarının nedenlerinden birisinin de kötü ruhların ağızlarından vücutlarına girmelerini engellemek olduğundan bahsedilmiş bazı kaynaklarda. Animizm etkisini bu şekilde inceleyebiliriz. Ama bu adamlar ve bu güzel kadınlar zaten herhangi bir kalıbın ötesine çoktan geçmişler. Bu yüzden sistemlerini ya da dinlerini incelemek biraz yersiz oluyor fikrimce. Aslolan Tuareg erkeklerinin peçeleri için sorulan sorulara ‘Güzel olan kadınlar ve yüzlerini görmek istiyoruz.’ demeleri birbirleriyle yarışmaya çalışan modern ve çağdaş toplumcuklarımızın suratına tokat gibi inse keşke. Burada feministlik yapıp propagandavari konuşmuyorum. Erkek şairse kadın şiirdir, ve şiiri yüksek bir ihtimaldir ki en güzel şair okuyabilir, demek istiyorum. Belki de tuareg erkekleri benim bu isteğimin çoktan gerçek olduğunu göstermek için evlenmek için etkileyecekleri kadına şiir okuyorlardır. Çünkü bir şiir bir şiiri çölde bulursa vahalar çiçek açar. Ama biz yağmur ormanlarında yaşayıp da kuru kalabilen yapraklarız cancağızım. Gülerek ve alay ederek söylemek zorundayım ki böyle.

Bazı kaynaklarda ise tuareg erkeklerinin kadınların, yabancıların, evlilik yoluyla akraba oldukları kişilerin yanında mavi peçe taktığı geçiyor. Sahranın mavi adamlarının bu geleneği kötü ruhlar için veya duygularını gizlemek için veyahut da kendi ifade ettikleri gibi asıl yüzünü açması gerekenin kadınlar olduğuna iğneleyeci bir şekilde vurgulamak için sürdürdükleri söyleniyor. Asıl sebep hangisi olursa olsun son sebep diğer sebepleri hiçe indirgiyor. Tuareglerde, bu anlatılanlardan da çıkarılacağı gibi, kadın baskı altında ve kısıtlı değil. Ve tuareglerin daha başka geleneksel özellikleri bulunsa da tek başına bizi etkileyen anaerkil yapıları üzerinde durmayı yeğliyorum. Soyun kadından devam ettiği bu Müslüman ve berberi topluluk nedense bende ulaşılması zor bir zarafeti taşıyor. Nedense…

İmuharlar hayli uzakta oldukları gibi sanki yarattıkları o dünya da uzakta gibi. Olmamalı. Olmamasını temenni ederim. Bir erkeğin duygularını gizlemek için peçesini yüzüne sürmesi, ve kadınını güzelliğinden ötürü hür bırakması kadın erkek ilişkilerine neşter vuruyor. Topluluğun içine girilmedikçe gideremeyeceğimiz şüphelerimiz olabilir. Bu şüpheleri taşıyor olmamızsa hayli doğal. Çünkü kadınlar için her şeyin yolunda gittiği bir toplumdaki olaylarda bir bit yeniği vardır. E belki de yoktur? Olmadığı yerlerde de imuharlar vardır?

Biz imuhar olmak istendirildik bir sahra tarafından. Hakkımız da vardır bunca korkulu aşk içinde. Birbirinden korkan erkek ve kadınların dünyasında bir imuhar peçesi arzuluyorum. Fakat sen duygularını değil de korkularını gizle. Hatta yok et. Mümkün değil mi? Olsun, olmalı. Korkma bir kadının hayallerinden, nefretinden, aşkından, şefkatinin derinliğinden, hürlüğünden… ve sen zarafetin mavi incisi kadın, korkma kendinden ve kendin dışındakilerden. Yüzünü kapat istersen ama kalbini asla. Ve ellerini. Ellerin kabul etsin bir imuharın şiirini. Ve al eline kalemi, dünyanın bütün çöllerindeki imuhar olmasını dilediğin her tutsağa zarafetin şiiri nasıl yazılır göster.

Füruğ, Ortadoğu’nun çöllerinden demişti ki :

“Günler geçti ve ben artık

Hangisiyim bilmiyorum

O mağrur ve dik başlı olan mı

Yoksa eski bir mağlup mu?”

Füruğ’un güzel ruhu için ‘hangisiyim’ sorusuna ‘ mağrur ve dik başlı olan ama asla mağlup olmayansın’ cevabını ver. Herkes öfkesine ve lüzumsuz nefretine peçeler gersin. Bu dünya umudun ve aşkın dünyasıdır. Umut ve aşk için kalbinin adını imuhar koy. Kuzey Afrika uzak, sahra uzak, belki topyekün bir anaerkillik hayli uzak ama kalbin o sahranın ortasında değil, uzak değil. Değil mi?

Asel Lida

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here